Yorum bırakın

Otomobil Müzeleri

   Şayet “20. yüzyıl, insanın arabaya aşık olduğu çağdır” söyleminde haklılık payı var ise, bugün “insanlık tarihinin en önemli buluşları”ndan birini saymamız istense, pek çoğumuzun aklına ilk düşen ilk üretim “otomobil”ler ve hatta genel kavramı ile “motorlu taşıt”lar olacaktır. Otomobillerin elzemliği, bilişim ve erişim çağının henüz ortasında, hatta belki de başında olan bizler için cep telefonu, bilgisayar ve elbette internet teknolojileri ile karşılaştırıldığında bazen göz ardı ediliyor olabilir. Ancak yalnızca yaşam biçimimizi değil aynı zamanda toplumsal strüktürleri dönüştürme potansiyeline haiz olan bu üretimler –dünyayı ulaşılabilirlik anlamında “küçülten” bu kişiselleştirilmiş motorlu taşıtlar, modernite ile birlikte aşkın temsiliyetlerin çözülüşü açısından dahi anlam ve önem arz eden icatlar…
Belki de bu nedenle, Avrupa yoğunluklu olarak sayıları her geçen gün artan “otomobil müzeleri” yalnızca otomobil meraklılarının izleyeceği veya bir tek motor sporları tutkunlarını heyecanlandıran bir “gösteri alanı”ndan ibaret olarak görülmemeliler. Bu sergileme alanları, tekil bir üretim çeşidi ancak onlarca farklı üretim modeli üzerinden geçtiğimiz iki yüzyıla yakından bakış atmamızı sağlıyorlar. Üretildikleri coğrafya ile sınırlı kalmayan bir perspektifte 20. ve 21. yüzyılın tarihselliğine, kültürel ve tasarımsal dönüşümlerine ve elbette teknolojik devinimine dair son derece önemli ipuçları içeriyorlar.

  Öte yandan otomobil tarihi müzelerini, günümüz “müze” anlayışının ortalama çağrışımlarından daha keyifli bir noktaya oturtan da, kapsadığı yüklü bilgi inşaatına “rağmen” hala ticaret odaklı kalabilmesi oluyor. Bazı örnekler tarih odaklı bir mekansal ve küratoryal kurguya sahip iken, diğerleri bir tema parkı suretine bürünebiliyorlar. Böylelikle otomobil tarihi müzeleri, örneğin Disneyland’in “yetişkin” versiyonu olarak değerlendirilebiliyor, bünyelerinde barındırdıkları her yaşa özel rekreasyonel olanaklar ile, yine örneğin IKEA’ya yapılan “haftasonu gezmeleri”ne alternatif oluşturabiliyorlar. Çünkü bu mekanlar diğer yandan da salt tasarımın ve “hız hayali”nin hegemonyasını ortaya koyan, bir anlamda bol testosteronlu eğlencelikler olarak da işleyebiliyorlar.

Örnekler ne şekilde kurgulanırsa kurgulansın, “otomobil tarihi müzesi” kavramının daima denk düştüğü şey ise “marka miti” olarak tanımlanabiliyor. Üretim tarihi, aile tarihi ile harmanlanıyor; müzeler ise ihtişam hayalinin ayakta tutulması için bir gövde gösterisine ve soyadlarının çağrıştırdığı vasiyetin yaşatılması için pahalı bir çabaya dönüşüyor.

Otomobil tarihi müzeleri, her halükarda, sürekli yenilenen dinamik sergileme anlayışları, daima kent periferisindeki konumlanışları ve fabrikalarına yakın kurguları ile modern müzecilik, şehir planlaması ve kentsel tasarım alanları üzerine söyleyecek yeni sözler ortaya koyuyorlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: